Her düğünde çalınıyor ama hikâyesi kanla yazılmış
Yüzyıllardır Ege kıyılarında yankılanan Çökertme Türküsü, yalnızca bir ezgi değil yasak bir aşkın, ihanetin ve bir halk kahramanının kurşunlarla sonlanan yaşamının hikâyesidir. Halil'in dağlara uzanan hayatı, Gülsüm uğruna göze aldığı kaçış ve Bodrum'un taş sokaklarında biten yolculuğu… Bu türkü, hiç anlatılmayan bir gerçeğin izlerini taşıyor.

Dağlara kaçan bir aşkın ardında yatan sır: Halil kimdi?
Günümüz Bodrum’unun turistik yüzünün ardında, dağların ve denizin sessiz tanıklığında yankılanan bir ağıt yatar: Çökertme Türküsü. Bu türküde ismi geçen Halil, yalnızca bir halk kahramanı ya da aşık değil; aynı zamanda bir suçlu, bir kaçak, bir adalet savaşçısıdır. Van’ın Erciş ilçesinden göç ettikten sonra Bodrum’da tutunmaya çalışan Halil’in hikâyesi, bir kız kardeş cinayetiyle başlar. Namus uğruna işlenen bu cinayet, Halil’i dağlara sürükler. Dağlarda geçen yıllar, onu hem gölgede kalan bir figür hem de halk arasında bir efsane hâline getirir. Herkes ondan bahseder, ama kimse onu gerçekten tanımaz.

Bir bakışta başlayan yasak: Gülsüm ve Halil’in kesişen kaderi
Halil’in yolu, bir gün “Çakır Gülsüm” ile kesişir. Gülsüm, Bodrum’un kaymakamı Ömer Lütfi Bey’in konağında çalışan genç ve güzel bir kadındır. Evli olmasına rağmen içten içe bastıramadığı özgürlük arayışı ve Halil’in karizmatik karanlığı, ikisini kaçınılmaz bir sona sürükler. Halil’in yediği yıllar, Gülsüm’ün evlilikten duyduğu tatminsizlikle birleşir. Kimi bu ilişkiyi bir kaçış olarak okur, kimi ise tutkulu bir isyan olarak. Ancak herkes için net olan bir şey vardır: Bu birliktelik, sadece bir aşk hikâyesi değil; Bodrum’da düzeni tehdit eden bir kırılmadır.
Mağarada başlayan bir hayat: Aşkın sınandığı yer
Halil, Gülsüm’ü yanına alır ve onu dağlara, Yalıkavak karşısındaki Güdür’deki bir mağaraya götürür. Artık doğa, onların tek sığınağıdır. Ancak bu sığınak, her gün bir adım daha yaklaşan tehlikenin de tam ortasındadır. Kolcular, kaymakamın adamları, ihbarlar ve söylentiler… Halil ve Gülsüm, her sabah bir sonraki günü göremeyeceklerini bilerek uyanırlar. Bu bölümdeki dram, türkünün sözlerinde en açık hâliyle yankılanır: Kaçakçılık, aşk ve ölüm arasındaki çizgi silikleşir.
Çökertme’de son hazırlık: Kaçış mı, tuzak mı?
Halil ve Gülsüm, İstanköy'e kaçmak için son çareyi Çökertme koyunda ararlar. Gecenin karanlığında bir kayık bulurlar, umutları son bir dalga gibi yükselir. Ancak Halil’in düşmanlarından Rum denizci Kostapao, onların izini çoktan kaymakama ulaştırmıştır. Bu noktada artık aşk değil, hayatta kalma mücadelesi vardır. "Çökertme’den çıktım da Halil’im aman başım selamet" dizeleri, sadece bir yön tarifi değil; yaşananların bir tür vasiyetidir.
Bitez Yalısı’nda son perde: Halil’in sessiz vedası
Halil, Bitez Yalısı’nda pusuya düşer. Gülsüm’le birlikte yakalanır. Halil yaralıdır ama dimdik durur. Bodrum’a getirildiğinde halk ne olduğunu anlamaya çalışır. Ancak onun sonu, adaletin değil, öfkenin ve otoritenin emriyle belirlenir. Yaralı haldeyken kurşuna dizilir. Bodrum’un hafızasına kazınan bu infaz, yalnızca Halil’in değil; adaletin de sessizce gömüldüğü bir andır.
Bir halkın diline düşen ağıt: Çökertme ile yaşamaya devam eden hatıra
Halil’in ölümüyle kapanan hikâye, ağıtla yaşamaya başlar. “Çökertme Türküsü” önce Bodrum’un sokaklarında, sonra Ege’nin köylerinde, ardından tüm Türkiye’de dilden dile dolaşır. Bu türkü, yalnızca bir kaçakçının değil; sevdiklerini uğruna feda eden bir adamın, toplumun değerleriyle çatışan bir aşkın ve adaletin sorgulandığı bir dönemin sesidir. Bugün hâlâ bir saz eşliğinde söylendiğinde, yüzyıllık bir anı yeniden canlanır.